my dear frodo

25 Şubat 2012

fragmanını izleyince sanki eski dostlarımla karşılaşmış gibi hissetim. hele o fragmanın son saniyelerindeki keman tınısı….

orta dünyayı, iyi niyetli hobbitleri, yakışıklı, güzel ve bilgin elfleri, hırsları ve tutkuları ile insanları, komik cüceleri. kısacası orta dünyayı çok özlemişim. fragmanda geçen “next december” a daha çoook varsa da gelecegini bilmek bile güzel.

özetle peter jacksonun yönettiği hobbit 2012 aralıkta bizimle olacak. fragmanı için size şöyle alayım –>

 

Reklamlar

benim oscarlarım

24 Şubat 2012

2012 oscarları dağıtılmadan her yıl yaptıgım küçük geleneğimi tekrarlıyor ve son birkaç haftadır aday filmleri izliyorum. tabii artık filmleri internetten seyredebildiğimizden açıkçası bu benim için çok daha ucuz ve kolay bir eylem oldu. korsana karşıyım o ayrı!

işte seyrettiklerim ve söyleyeceklerim,

midnight in paris

çok sevimli bir film. üstelik insana umut aşılıyor. 1920 lerin parisini izlemek, çok sevdigimiz yazar, ressam gibi sanatçılarla bir nebze de olsa karşılaşıyor olmamız muhtesem. marion cottilard çok büyüleyici, owen wilson bu role çok uymuş. filmin atmosferi de mükemmel. ama bir diğer taraftan senaryoyu çok özgün bulmadım. birçok filmde işlenen bir tema zamanda yolculuk. bu sebepledir ki çok şans tanımıyorum.

the artist

bir muhteşem film.  

ölümüne hayvansever ya da köpeksever  olarak, köpeğe bayıldığımı söyleyeceğim tabii ki ilk olarak.

senaryo ve konu olarak da çok güzel. hem sinema sanatına gerçek bir saygı gösterisi, hem çok güzel bir aşk hikayesi ve hem de sessiz sinemadan sesliye geçildiğinde yaşanan buhranı çok iyi anlatmış.

erkek oyuncu oscarını jean dujardinin alacağını düşünüyorum.

hugo

yine sinemanın bir sanat olmasına büyük katkısı olan bir yönetmene (george melies) saygı niteliğinde olmasıyla öne çıkıyor film. “the invention of hugo cabret” isimli kitaptan uyarlama yani melies’in gerçek yaşamı değil anlatılan. ama anlatılmaya çalışılan aslında o. bu sanata gönlünü vermişlere adanmış film bir anlamda. hayatlarını adamış ama bir süre sonra unutulmuşları anmış yönetmen.

ilk yarıda biraz sıkılıp darlansanız da masalsı yapı sizi bir şekilde büyülediğinden ekrana bakmaya devam ediyorsunuz.

ben en iyi yönetmen oscarını bu filmle martin scorsese’nin alacağını düşünüyorum. bir de uyarlama senaryo elbette.

the descendants

bu filmde sanata saygı ya da mükemmel çekimler yok belki ama insana ve insanlığa dair çok şey var. aşk, sevgi, aile, sadakatsizlik, maddiyatın önemi gibi günümüz insanının boğuştuğu kavramları sorguluyor. çok güzel bir film, bize dair çok güzel bir ayna.

ben en iyi film oscarının bu filme verileceğini düşünüyorum.

war horse

muhteşem bir film elbette. müthiş bir drama. ön planda bir at sahibi ile at arasında ki duygusal bağ anlatılırken arka planda savaşın korkunç yüzü sergileniyor. her yönüyle çok başarılı buldum. iki üç kez de ağladığımı itiraf edebilirim!

ben en iyi görüntü yönetimi oscarının bu filme verileceğini düşünüyorum.

moneyball: the art of winning an unfair game

spor filmlerinin bir çoğunda gördüğümüz aynı eksende ilerliyor film, kısaca azmin zaferi de diyebiliriz. ancak bu filmin alt metninde düzene bariz bir isyan var. eski bir beysbol oyuncusu olarak şimdi geldiği bir kulübün genel müdürlüğü koltuğunda, kendisinin bir zamanlar birebir yaşadığı hayalkırıklığının sebebi olan ve değiştirilmesi çok zor gibi görünen düzene isyan. ancak finalinde başarılı da olsa düzenin değişmediğini görerek belki de bir kez daha hayalkırıklığına uğruyor.

brad pitt çok iyi bir oyunculuk sergilemişse de oscarlık değil gibi geldi bana. zaten ben ona en çok bu gibi rolleri yakıştırıyorum. şımarık, ukala ama akıllı…

jonah hill i yardımcı erkek oyuncu oscarına çok yakın görüyorum. ve uyarlama senaryo olarak da kalbimden geçen film bu.

 

diğer adaylıklar

tinker tailor soldier spy’da gary oldman’ı, ejderha dövmeli kız’da da rooney mara’yı izledim. ikisi de tabii ki süper oynamışlar ama oscar alacaklarını sanmıyorum…

ferzan özpetek son filmi “şahane misafir-magnifica presenza” nın çekimlerini bitirmiş.

kendisinin çok sevdiğim filmleri var elbet ama benim bu yazıyı ekleme sebebim filmde cem yılmaz’ın bir hayaleti canlandırıyor oluşu. hatta bunu ekleyip gitmiyorum, bir de fragman ekliyorum.

film 30 mart 2012 de vizyona girecekmiş ve çekimlerinin büyük kısmı türkiye’de, istanbul ve mardinde geçmiş.

Bir Polanski Karikatürü

16 Eylül 2011

Yukarıdaki karikatürü görünce o kadar çok güldüm ki,  paylaşmadan edemedim!

Bilen biliyor bundan iki yıl önce Zürih’te katılacağı film festivali için İsviçre’ye gelen ve havalanında tutuklanan Roman Polanski, aynı festivale bir kez daha çağrılmış. 

İlginç taraf ise Polanski katılacağını açıklamış. Ama avukatlarına direktif vererek giderse bir kez daha tutuklanıp tutuklanmayacağı ile ilgili ön bir çalışma yaptırmış. “Gidebilirsin, sorun yok” yanıtını alınca da festival görevlilerine geleceğini belirtmiş.

Bu arada Polanski festivalde, 2009′da alamadığı hayat boyu başarı ödülünü alacak…

Behzat Ç. İlk Fragman

13 Eylül 2011

·         Behzat Ç. nin filmi “Seni Kalbime Gömdüm” ün fragmanı yayınlanmış.

Bu biraz dizi tuttu ya severlerini yolmak lazıma benziyor…Merak ediyorum yurtdışında binlerce başarılı dizi var ve bunların çok azı film oluyor. Ama biz onlardan daha akıllıyız ya, pardon!

Bu arada fragmanı isteyenler http://www.film.com.tr/haber/index.cfm?hid=13783 den izleyebilir.

·         Spartacus dizisinin tüm dünyada bu kadar sevilerek izlenmesinin belki de en önemli sebeplerinden biri olan başrol oyuncusu Andy Whitfield’i kaybettik. Severlerinin bildiği üzere 39 yaşındaki oyuncu lenf kanseri tedavisi görüyordu.

·         Kült film denince akla gelen yapımlarından biri Highlander da yeniden çevriliyormuş. Yönetmeni de Juan Carlos Fresnadillo olacakmış.

·         84. Oscar Töreni sunucusu kesinleşmiş; Eddie Murphy. Bu da oldukça komik bir törenin bizleri beklediğini gösteriyor elbette…

·         Thanks For Sharing isimli yeni filminde Gwyneth Paltrow bir seks bağımlısını canlandıracakmış. Tim Robbins ve Mark Ruffalo’nun da aynı filmde yer alacağını belirteyim.

·         EW – Entertainment Weekly kendi oscar listesini açıklamış. İşte o filmler; The Artist, Carnage, The Descendants, Extremely Loud & Incredibly Close, The Girl with the Dragon Tattoo, Hugo, The Ides of March, The Iron Lady, J. Edgar, War Horse, We Bought A Zoo, Young Adult

·         Kuzuların Sessizliğinden hatırladığımı Jonathan Demme’den bir Stephen King filmi geliyor. Henüz piyasaya sürülmemiş bir kitap olan 11/22/63’ün uyarlama haklarını almış. Demme ve King, heyecanlanmamak imkansız!

·         Bridget Jones 3 hazırlık aşamasındaymış.  Filmde Mark Darcy ve Bridget Jones’un çocuk yapma çabaları tabii ki “komik” bir dille aktarılacaktır. İşte bu habere hiç sevinmedim. Öncelikle 3. Kitap yoktu, film de nerden çıktı? Benzer bir romantik çifti bizim tatlı Bridget’ımıza uyarlayıp kazançlarını yükseltecekler. Şimdiden söyleyeyim ne sinemaya giderim, ne evde seyrederim. Hele Sex And The City 2 den sonra ASLA… Bu karakterlerin özellikleri bekarlıklarıdır. Evlilik sorunları değil!!!

·         Filmekimi yaklaşıyor… Benim için şimdilik emeklilik günlerim için bir hayal film festivalleri. İlgilenenler için 10. Filmekimi 8-15 Ekim tarihleri arasında düzenleniyor. Bu yılın farkı ilk kez İstanbul sınırlarını aşarak diğer 5 büyük ilde de gösterimlerin yapılacak olması. Detay için; http://www.film.com.tr/haber/index.cfm?hid=13773

# Haberler www.film.com.tr den derlenmiştir.

2011 Oscar Gariplikleri

28 Şubat 2011

Tamam gariplik derken ki sitemim sadece en iyi film ve yönetmen seçimine. Çünkü, kaç oscar alırsa alsın King’s Speech’in bu kadar iyi bir film olduğunu kimse anlatamaz bana…

Hoş hiç de şaşırmadım ve hatta bekliyordum. Ben beğenmedim ya bu kesin oscarı alır demiştim çok değil bir kaç post önce. Ve de King’s Speech hem en iyi film hem de en iyi yönetmen ödüllerini aldı.

Social Network ise 3 dalda ödüle layık görüldü; kurgu,müzik ve uyarlama senaryo… Bu film için ben de daha çok ödül bekleyenlerdendim.

Inception’ında daha iyi birşeyler çıkartacağını düşünüyordum. Aday olduğu tüm teknik dallarda ödül aldı da işte gönül daha fazlasını istiyordu. Olmadı…

Natalie Portman’ın ödülü için sanırım dünya üzerinde tek kimse yoktur ki hak etmediğini söylesin. Muhteşem bir performans sergilemiş ve bir çok ödülle de taçlandırmış oldu. Siyah Kuğu sinemanın unutulmazları arasındaki yerini çoktan aldı bana göre.

The Fighter için Christian Bale ok de, Melissa Leo için ben çok da ikna olmadım. Aday gösterilmemesine rağmen Milla Kunis beni daha çok mutlu ederdi. Ya da adaylardan Helena Bonham Carter (bence King’s Speech’de tek oscar hakkı onundu!)

En iyi makyaj dalında Wolfman’in ödül alması da bir çok kişinin beklemediği bir olaydı. Genel beklenti Alice in Wonderland tarafındaydı kuşkusuz.

Yabancı dilde en iyi film oscarı Danimarka’ya giderek beni şaşırttı. Ben Inarritu hayranı olarak açıkçası Bituful için beklenti içerisindeydim.

Gece 03.30 a kadar oturup Red Carpet’ı izledim. Bana göre çok da öne çıkan bir şok kıyafet yoktu. Cate Blanchett’ın kostümünü hiç begenmemekle birlikte 3-4 yıldızın kırmızı ile geceye katılması yılın renginin kırmızı olduğunu gösteriyordu belki de.

He tabii tüm bunlardan banane, o ayrı 🙂