22 Mart 2012

serenad – zülfü livaneli

zülfü livaneli’nin son kitabı “serenad”, tarihi bir insanlık dramının ışığında günümüzde geçen bir hikayeyi anlatıyor.

dünyaca ünlü bir bilimadamı türkiye’yi 3-4 günlüğüne ziyaret edecek ve bir konuşma yapacaktır. yaşı oldukça geçkin olan profesörü ağırlamak üniversite rektörlüğüne bağlı halkla ilişkiler departmanında çalışan 36 yaşında bir kadına düşmüştür. bu kısa ziyaret sırasında kadın kahramanımız struma gemisi dramını öğrenecek ve çeşitli gelişmeler sonrasında da hayata bakışı değişecektir.

önce bu günümüzde geçen hikayeye değinmek istiyorum. 36 yaşında bir kadının bir erkekle flört etmesi ama cinsellik yaşamaması, işini kaybettiği halde ve ciddi bir birikimi olmamasına rağmen para sıkıntısı yaşamaması, üniversitede normal bir çalışan olmasına rağmen yeşil pasaportunun olması, başı sıkıştığında hızır gibi birlerinin yetişmesi, garip ajan hikayeleri vb yönleri ile bu kısım bana yaratıcılıktan oldukça uzak ve gerçekdışı geldi. kötü değil elbette ama iyi de değil.

ayrıca yine bu hikayede sürekli devletin tek taraflı olarak yargılandığını da gözlemledim ben. zamanın dünya ve türkiye koşulları gözetilmeden suçlamalar yapılmış biraz. kişisel özgürlüklere inanan biri olarak her suçu yapıldığı dönemin şartlarını da gözönünde bulundurarak yargılamak gerekir diye düşünüyorum. ama  tabii bunu böyle ortadan ve tek cümle ile savunmak, aktarmak güç. özellikle de başta bahsettiğim romanın ikinci yüzü olan struma dramından bahsedersek.

bu olay başlı başına bir insanlık dramı, adı geçen tüm ülkelerin de ayıbı. (almanya, ingiltere, türkiye, romanya, sovyetler birliği)

bu kadar yakın tarihte yaşanmış olmasına rağmen bilinmemesi de çok çok acı…

ağırlıklı wiki’den;

struma olayı, II. dünya savaşı sırasında nazilerden kaçan yahudileri, filistin’e götürmek üzere romanya’dan yola çıkan struma gemisinin istanbul açıklarında bir sovyet denizaltısı tarafından batırılmasıdır.

istanbul açıklarında motoru bozulan ve yolcularının karaya çıkmasına izin verilmeyen geminin batırılması sonucu 768 kişi hayatını kaybetti. struma’nın batışı, II. dünya savaşı’nın denizde en fazla sivil kayba yol açan olayı olarak tarihe geçti.

bu olayın pek çok acı, kabul edilemez tarafı var. biraz araştırdığında insanın kanı donuyor.

geminin bir kömür gemisi olması, insan taşımaya elverişli olmaması, 300-350 kişilik gemiye 800 e yakın kişinin çok lüks olduğu yalanıyla bindirilmesi ve bilet için fahiş fiyat alınması, İstanbulda karaya oturduktan sonra ingiliz hükümetinin izin vermemesi sebebiyle insanların yaklaşık 2.5 ay sarayburnu açıklarında bekletilmesi ve en son olarak karadenize romorklarla çektirilmesi, orda da hala tam olarak belirlenemeyen ama sonradan sovyet denizaltısı olarak tahmin edilen bir gemi tarafından batırılıması, 768 sivilin göz göre göre öldürülmesi…

bu batırılma sonucunda gemiden sadece 1 kişi kurtulmuş. Bir de henüz sarayburnu açıklarında beklerken bir aile. Bu ailenin kurtulması ise daha da acıklı. vehbi koç o dönemlerde bir benzin şirketinin ortağıymış. işte bu kurtarılan aile de o şirketin sahibi. vehbi koç gücünü kullanarak çeşitli mevkilerle görüşüyor ve nasıl oluyorsa bir ailenin kurtulmasını sağlıyor.

kitapta bu olaydan da bahsedilmediğini üzülerek belirtmek istiyorum. bence bu olay da insan ırkının ne kadar vahşi ve acımasız, çıkarları doğrultusunda da ne kadar becerikli olabileceğini anlatıyor. diğer 768 kişinin varlıklı ortakları olsaydı onlar için de herşey farklı olabilirdi belki.

sonuç olarak kitap kendi hikayesiyle çok sıradan olmakla birlikte, tarihe tuttuğu ışık ile çok başarılı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: