the bridges of madison country

21 Mart 2012

the bridges of madison country – 1995

Dün akşam en ünlü aşk filmlerinden biri olan “The Bridges Of Madison Country” filmini ilk kez izledim. Film Robert James Waller’ın çok satan kitabından uyarlanmış.

Evli ve iki çocuk annesi bir kadınla, national geographic dergisinde çalışan ünlü bir fotoğrafçının 4 günlük yasak aşkını konu alıyor.

Ön planda gerçek bir tutku aktarılıyor olsa da film arka planda ciddi ortayaş bunalımlarına değiniyor. En çok da toplumun kadın üzerindeki eş ve anne olma baskısının getirdiği sonuçları gözlemliyoruz. Romantik dokusunun altında ailesi ile sevdiği adam arasında sıkışıp kalan bir kadının başka bir adama aşıkken kocasıyla hayatına devam etmesini de erdem olarak algılıyoruz.

Bir diğer bakış açısı ise gençliğinde hayallerinin peşinden giden ile gitmeyen arasındaki farkları anlatması.

Benim aklıma filmle ilgili aslında pek çok soru takıldı. Öncelikle çiftlerden biri olan erkeğin duyguları ya da yaşadıkları, nerden gelip nereye gittiği hiç verilmemiş. Dolayısıyla biz filme kadının gözüyle bakmışız. Bu da aralarında ki o büyülü aşkın nerden geldiğini anlayamamamıza yol açmış.

Evet erkek “bu olay insan hayatında sadece bir kez yaşanır” diyor ama diğer kadınlarla neler yaşadığından, ya da “francesca” nın diğerlerinden öne çıkan taraflardan bahsetmiyor.

Ben bu yaşanan aşkın, “francesca” nın aslında hayallerinin peşinden gitmemesinin pişmanlığını duyduğu bir dönemde yolunun hayallerinin peşinden giden biri ile kesişmesi ile ilgili görüyorum. ortamın müsait olması yani eşin ve ailenin şehir dışında olması da büyük bir şans.

Özetle bir aşk filmi olarak değil, orta yaşlarının ortasında başka bir hayat yaşamak isteyen bireyin geç kaldığını farketmesi ancak farketse bile aile ve sorumluluklarını belki de bahane ederek yine “hayallerinin peşinden gidemeyişinin” filmi olarak görüyorum.

Bu film için 10 kilo alan meryl streep’in oyunculuğu muhteşem. Zaten bu rolüyle o dönemde aday olmuş.

Ancak eastwood için aynı şekilde muhteşem bir oyunculuktan bahsetmek zor. Filmin çevrildiği 1995 yılında streep 46, eastwood 65 yaşındalar. Dolayısıyla zaten aralarında gözle görünen bir yaş farkı var ve aslında belki de olmasaydı daha güzel olabilirdi. Bu arada yönetmen koltugunda eastwood’un oturduğunu da söyleyeyim.

1990’ların en iyi filmleri arasında gösterilen film bana göre “aşk filmleri” nde değil “yaşamı ve kaderi sorgulama filmleri”nde mutlaka izlenmeli olanlardan…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: