benim oscarlarım

24 Şubat 2012

2012 oscarları dağıtılmadan her yıl yaptıgım küçük geleneğimi tekrarlıyor ve son birkaç haftadır aday filmleri izliyorum. tabii artık filmleri internetten seyredebildiğimizden açıkçası bu benim için çok daha ucuz ve kolay bir eylem oldu. korsana karşıyım o ayrı!

işte seyrettiklerim ve söyleyeceklerim,

midnight in paris

çok sevimli bir film. üstelik insana umut aşılıyor. 1920 lerin parisini izlemek, çok sevdigimiz yazar, ressam gibi sanatçılarla bir nebze de olsa karşılaşıyor olmamız muhtesem. marion cottilard çok büyüleyici, owen wilson bu role çok uymuş. filmin atmosferi de mükemmel. ama bir diğer taraftan senaryoyu çok özgün bulmadım. birçok filmde işlenen bir tema zamanda yolculuk. bu sebepledir ki çok şans tanımıyorum.

the artist

bir muhteşem film.  

ölümüne hayvansever ya da köpeksever  olarak, köpeğe bayıldığımı söyleyeceğim tabii ki ilk olarak.

senaryo ve konu olarak da çok güzel. hem sinema sanatına gerçek bir saygı gösterisi, hem çok güzel bir aşk hikayesi ve hem de sessiz sinemadan sesliye geçildiğinde yaşanan buhranı çok iyi anlatmış.

erkek oyuncu oscarını jean dujardinin alacağını düşünüyorum.

hugo

yine sinemanın bir sanat olmasına büyük katkısı olan bir yönetmene (george melies) saygı niteliğinde olmasıyla öne çıkıyor film. “the invention of hugo cabret” isimli kitaptan uyarlama yani melies’in gerçek yaşamı değil anlatılan. ama anlatılmaya çalışılan aslında o. bu sanata gönlünü vermişlere adanmış film bir anlamda. hayatlarını adamış ama bir süre sonra unutulmuşları anmış yönetmen.

ilk yarıda biraz sıkılıp darlansanız da masalsı yapı sizi bir şekilde büyülediğinden ekrana bakmaya devam ediyorsunuz.

ben en iyi yönetmen oscarını bu filmle martin scorsese’nin alacağını düşünüyorum. bir de uyarlama senaryo elbette.

the descendants

bu filmde sanata saygı ya da mükemmel çekimler yok belki ama insana ve insanlığa dair çok şey var. aşk, sevgi, aile, sadakatsizlik, maddiyatın önemi gibi günümüz insanının boğuştuğu kavramları sorguluyor. çok güzel bir film, bize dair çok güzel bir ayna.

ben en iyi film oscarının bu filme verileceğini düşünüyorum.

war horse

muhteşem bir film elbette. müthiş bir drama. ön planda bir at sahibi ile at arasında ki duygusal bağ anlatılırken arka planda savaşın korkunç yüzü sergileniyor. her yönüyle çok başarılı buldum. iki üç kez de ağladığımı itiraf edebilirim!

ben en iyi görüntü yönetimi oscarının bu filme verileceğini düşünüyorum.

moneyball: the art of winning an unfair game

spor filmlerinin bir çoğunda gördüğümüz aynı eksende ilerliyor film, kısaca azmin zaferi de diyebiliriz. ancak bu filmin alt metninde düzene bariz bir isyan var. eski bir beysbol oyuncusu olarak şimdi geldiği bir kulübün genel müdürlüğü koltuğunda, kendisinin bir zamanlar birebir yaşadığı hayalkırıklığının sebebi olan ve değiştirilmesi çok zor gibi görünen düzene isyan. ancak finalinde başarılı da olsa düzenin değişmediğini görerek belki de bir kez daha hayalkırıklığına uğruyor.

brad pitt çok iyi bir oyunculuk sergilemişse de oscarlık değil gibi geldi bana. zaten ben ona en çok bu gibi rolleri yakıştırıyorum. şımarık, ukala ama akıllı…

jonah hill i yardımcı erkek oyuncu oscarına çok yakın görüyorum. ve uyarlama senaryo olarak da kalbimden geçen film bu.

 

diğer adaylıklar

tinker tailor soldier spy’da gary oldman’ı, ejderha dövmeli kız’da da rooney mara’yı izledim. ikisi de tabii ki süper oynamışlar ama oscar alacaklarını sanmıyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: