iki “ejderha dövmeli kız”

13 Şubat 2012

iki ejderha dövmeli kız’ı da seyretmeden yazamadım nedense.

hoş bir süredir de yazamıyorum zaten de o apayrı bir konu.

efendim öncelikle ikisinin de artıları eksileri var tabii ki. hiçbirimiz 800 sayfalık bir kitabın filminin muhtesem bir uyarlamasını beklemiyorduk ki olsaydı şahane olurdu…

konunun anlaşılabilirliği açısından ikisi de fena sayılmaz aslında. maalesef gerek tek kitap, gerekse üçleme olarak düşünüldüğünde çok önemli detaylar yok maalesef. 

isveç yapımında kurutulmuş çiçeklerin her yıl geldiği söyleniyor ama dogumgununde, dünyanın çeşitli yerlerinden geldigi söylenmiyor mesela. bu önemli bir detay cunku burda katilin onunla dalga gectigini düşünüyor. burada zengin ama manyak bir katilin varlığına inanıyoruz.

abd yapımında ise mikaelin asıl bu işe  başlama sebebi olan wennerström dosyasından nerdeyse bahsedilmiyor!

bu ikisi de tabii önemsiz gelebilir. ama bunlar gibi bir sürü eksik bilgi var filmlerde…

iki filmde de lisbeth yan karakter gibi duruyor örneğin. oysa ana hikaye ve karakter o. aile yapısı, nasıl o hale geldigi, polisleri sevememe sebepleri vb karakter analizine girilmeden klasik bir punkmış gibi betimleniyor. ilk filmdeki kızımız her ne kadar iyi oynamışsa da lisbeth manyaklığı derecesini çok verememiş, ben abd yapımındaki rooney mara’yı daha çok beğendim. beğendim dedimse oscara aday olacak kadar değil elbet!

mikaele gelince… kitapta onun bir şeytan tüyü var, kadınlar karşı koyamıyor ya da bir şekilde hoşlanıyorlar bu adamdan. biraz muzip ama anlayışlı. don juanımsı, her kadını mutlu edebiliyor. her kadın onunla yatmak istiyor nerdeyse tanıştıgı, ama baglanılacak adam olmadığını da biliyorlar. yani kadınlara kendini kullandırıyor bir diğer anlamda.

iki filme de bakalım bu tabire uyan bir şey var mı? kesinlikle yok. isvec yapımında biraz daha anlayışlı  ve sevimli görünüyor. ama abd yapımındaki mikael tamamen cool adamı oynuyor. oysa kitaptaki mikael o değil.

mekanlar da isvec filminde biraz daha gercekci, köprü ya da mikaelin kaldığı kulube mesela.

isveç yapımı olan film kitaptaki soguk ama içine alan duyguyu daha iyi vermiş. abd yapımı ise tam cool bir film olmuş. içine almıyor, izleyicisi oluyorsunuz. oysa kitapta nerdeyse beraber nefes alıyorduk.

benim hayalim david fincher’ın yani abd yapımının yönetmeninin filmi amerikanlaştırması şeklindeydi. belki o zaman kitabın dışında başka lezzetler alabilir, fincher fanları olarak tatmin olabilirdik. o sanki bu riski hiç almadan neredeyse aynı filmi çekmiş.

sonsöz olarak; iki film de heyecanla izlenebilir ve kesinlike zaman kaybı olmaz. ama ikisi de orta sınıf birer uyarlama. konunun anlaşılması için isvec yapımı daha net gibi geldi bana. ..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: