Acıklı Bir Hikaye

18 Ağustos 2010

3 katlı bir apartmanın 1. katında yaşıyorum. Bir gece 22.00 civarlarıydı eve döndüğümde. Giriş katında oturan teyzeyle sokak kapısında karşılaştık. Anlatmaya başladı.

Bir kedi yavrulamış ve tüm gece ağlamış. 2 yavrusundan biri ölmüş zaten. O da dayanamamış yemek vermiş anneye. Böyle anlatıyor. Saat 22.00, yorulmuşum zaten, çok bir komşuluğumuz da olmadığından hikayeyi uzatmamak için hıhı hıhı şeklinde dinliyorum mecburen. Neyse son sözler olarak benim kapmın önündeler, korkmayasın diye anlatıyorum bunları dedi.

“Yavru çok küçük ve anne çok zayıf, günah en azından bir süre kalsınlar burda” diye de devam ettirdi sözlerini.

“Yok ben rahatsız olmam aksine hiç sorun değil, severim hayvanları” dedim.

Neyse küçük sohbetimiz böylece sona erdi ve ben apartmana girip yoluma devam ettim.

O da ne! Bir tane ufacık şirin mi şirin gri tüylü bir yavru, başında da annesi gerilmiş sırtıyla bana bakıyor. Yanından sakince hiiiç oralı olmadan geçmeye çabaladım tabii haliyle. Malum anne bir kedinin gazabından korkmalı!

Böyle bir kaç gün orda takıldılar. Yavrucak küçük bir kutunun içinde anne kaplan edalarıyla başında geziniyor. Bazen de sarmaş dolaş olup yatıyorlar kucak kucağa. Nasıl istiyorum sevmeyi, okşamayı ama biraz korkudan biraz da bağlanmamak adına görmezden gelip evime çıkıyorum.

Yine komşuyla karşılaştık bir akşam. Yavrunun annesini emdiğini ve başka şey yemediğini, annenin de sadece ciğer yediğini anlattı. “Hazır mamalar var, ondan alsaydınız anne için “ dedim. Nerde satıldığını bilmiyorlarmış. Ben de hemen teklifte bulundum “Ben alıp vereyim size, siz beslersiniz.” dedim ve ertesi gün de marketten mama alıp eve döndüm. Ancak apartmana girdiğimde göremedim bizim tatlı çifti, nasılsa döneceklerini düşünüp çaldım komşunun zilini ve emaneti teslim ettim.

“Ben duygusal olarak bağlanmak istemiyorum. Eğer beslemeye başlarsam bir süre sonra bırakamam ya da bıraktığım için vicdan azabı duyarım. Ben arada size mama getiririm siz verirsiniz.”  Diye de ekleyip kendi daireme yöneldim.

Bir de baktım ki bizim tatlı çift benim paspasın üzerine yayılmış keyif yapıyor. Öyle bir yayılmak ki yalnız bu, annenin surtı kapıya yaslanmış durumda. Hafiften rahatsız edip girdim evime tabi. Giriş katı biraz daha hareketli oldugundan çok rahat edemediler anlaşılan. Bir süre de benim kapımın önünde takıldılar. Alıştılar üstelik. Her giriş çıkışımda anne tembelce kafasını kaldırıp bakar, o şirin yavru yusyuvarlak kafası ve kocaman mavi gözleriyle beni izler oldular. Ama ben yeminimi bozmuyordum. Ufak laflar atıp temassız geçiyordum yanlarından.

Bu böyle 2 hafta kadar sürdü. Hiç bir pislikleri olmadığı gibi ses dahi çıkarmıyorlardı. Yavrumuz hafiften serpilip güzelleşti. Merak katsayısı biraz arttı. Ben geçerken patisini uzatmaya başladı. Her seferinde dokunup, okşamadığım için içim burkulsa da kendime yeminimi hatırlatıp geçiyordum yanlarından.

Sonra bir gün eve geldiğimde çiftimizin dışarıda yattıklarını gördüm. Sonra üst kattaki balkondan karşı komşum olan 88 yaşındaki teyzenin başını uzatmış bana “açık bırakma kapıyı, bıktım bunlardan” şeklinde seslendiğini farkettim. Bir şey diyemedim tabii.

Kendi dairemin önüne geldiğimde dışarı çıkmış bana laf anlatıyordu. Bıkmış kedilerden, oğlu gelmiş o gün o da attırmış dışarıya, kapıyı açık bırakmayaymışım vesaire vesaire. Çok dinlemeyip hemen evime girip kapımı kilitledim.

88 yaşında, %90 duyma zorluğu olan ve beni her gördüğünde yalnızlıktan dert yanan komşu teyzemdi bu. Sesleri gürültüleri yok, pislikleri yok, yatıyorlar işte ne zararları var gibi bir şey denizlmezki o yaşta birine. Anlatılmaz ki…

Sadece 2-3 gün geçti. Yine giriş katta ki komşum yakaladı evin girişinde beni. Ağlamış gözleri kırmızı kırmızı. Öldü bizim ufaklık dedi. Parketmiş bir arabanın altında yatıyorlarmış. Araba hızlıca kalkınca anne kendini kurtarmış ama yavru kaçamamış.

Yutkundum sadece, eve girip ağlamamak için tuttum kendimi. Daha önce denemişliğim var, ağlamamak için tutabiliyorum kendimi…

Komşu teyzeme ah da edemedim. Ne de olsa 88 yaşında. Öldü işte senin yüzünden diyemedim. Kaldım bir süre öyle. Hayatı adaletsizliği düşündüm. Küçücük bir kediyi barındıramayan apartmanımıza, zamansız ölümlerin her an yaşandığı dünyamıza isyan edemedim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: